Başlangıç Derneği ve Ohsad “Çocuklarımıza El Uzatalım”

Çocuklarımıza El Uzatalım!

Değerli Üyelerimiz,

Geleceğimizi şekillendirecek çocuklarımızın eşit koşullarda sağlık hizmetinden yararlanması konusunda hepimizin hassasiyet gösterdiği şu ortamda sizin de bildiğiniz gibi Aile ve Sosyal İl Müdürlüğüne bağlı yurtlarda kalan çocukların tedavi ihtiyaçlarına Kamu hastaneleri cevap vermekte, buradaki süreç de zaman zaman çocuklarımız için yorucu olabilmektedir.

Derneğimizin sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ve Aile ve Sosyal Politikalar İstanbul İl Müdürlüğü ile ortak yürütülen bir çalışma dahilinde, İstanbul’da Aile ve Sosyal Politikalar Kurumu nezdindeki çocukların sağlık hizmetleri özel sağlık sunucuları tarafından da gerçekleştirilebilecektir.

Yürütülen çalışma kapsamında, Aile ve Sosyal Politikalar İstanbul İl Müdürlüğü nezdindeki çocukların tedavilerinin özel sağlık sunucuları tarafından SUT kapsamında ve fark almaksızın yürütülmesi, dolayısıyla söz konusu çocukların bugüne kadar kamu hastanelerinde yürütülen tedavi işlemlerinin de daha hızlı ve etkili yürütülmesi hedeflenmektedir.

Konuya ilişkin olarak SUT karşılığı tedavi hizmeti verebilecek hastanelerin Derneğimize başvurması gerekmektedir. Başvuruları alınan hastaneler İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne iletilecek ve sonrasında Aile ve Sosyal Politikalar İstanbul İl Müdürlüğü nezdindeki hasta çocukların tedavilerini yapmaya başlayabileceklerdir.

Bakıma muhtaç 18 yaş altı çocukların tedavi işlemlerine ilişkin sektörümüzün duyarlı olacağına inanıyoruz.

Sektörümüze önemle duyurulur.

İletişim:
Gamze FİDAN
Tel : (212) 247 07 00
e-posta : [email protected]

Koruma Altındaki Çocuklarımıza Hizmet Verecek Olan Hastaneler

  • BEZMİALEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ
  • ÖZEL AVRASYA HASTANESİ (GAZİOSMANPAŞA)
  • ÖZEL SAFA HASTANESİ (BAĞCILAR)
  • YENİYÜZYIL ÜNİVERSİTESİ ÖZEL GAZİOSMANPAŞA HASTANESİ
  • ÖZEL SAFA HASTANESİ (BAĞCILAR)
  • ÖZEL MEDİCAL PARK BAHÇELİEVLER HASTANESİ
  • İSTANBUL ÖZEL YENİBOSNA SAFA HASTANESİ (BAHÇELİEVLER)
  • ÖZEL EMSEY HOSPİTAL (PENDİK)
  • ÖZEL YÜZYIL HASTANESİ (PENDİK)
  • ÖZEL KURTKÖY ERSOY HASTANESİ
  • ÖZEL MALTEPE ERSOY HASTANESİ
  • ÖZEL ERSOY HASTANESİ

BİLİŞSEL PSİKOTERAPİ

Düşünce bir süreç, düşündüğünü idrak edip düşünceyi iradesel dikkat ile belirli bir alana yönlendirme, odaklanma ve sonuca ulaştırma ise bir bilinç ve şuurluluk halidir. Bilinç, birçok bileşenin bir araya gelmesiyle, düşünce fonksiyonunun belirli bir nesneye yöneltilmesidir. Bilinçli olmak, idrak etmek, farkında olmak ve üzerinde düşünmek insanı insan yapan temel ve karmaşık fonksiyonlardır. Düşünce süreçlerinin tamamen normal çalıştığını kabul edersek, kişinin iradesiyle neyi düşüneceğine ve nasıl düşüneceğine dair bir yapılandırma karşımıza çıkmaktadır. Düşünce süreçlerinin hangi etkiler altında hangi yollara yöneldiğinin matematiksel kurgusu ortaya konabilirse, bir takım düşünsel kaynaklı rahatsızlıkların tedavisinde neler yapılabileceği de netleşir.

Birey çocukluğunda, ebeveynin veya bakıcıların nesne ile ilişki şeklini modeller. Bir ev içideki nesnelerin önemlilik derecesi aile tarafından kodlanır. Sehpa üzerindeki kristal vazonun önemliliği ile kül tablasının önemliliği aynı kategoride değildir. Ebeveyn kristal vazoya yaklaşırken jest, mimik ve hareketleriyle pahalı ve önemli bir şeye dokunduğunu çocuğa anlatmaktadır. Aynı ilişkiyi kül tablasıyla ortaya koyarken kül tablasının önem derecesinin azaldığı görülmektedir. Çocuk kül tablasına uzanıp almaya çalışırken, ailenin yüzündeki tedirginlik ile baba yadigârı kristal vazoyu almaya çalışırken ailenin yüzünde beliren tedirginlik farklıdır. Bu durum ayrı ayrı kodlanmış önemlilik derecesinin farklılığını gösteren bir yapılandırma sürecidir. Bütün sosyal ilişkilerin ikili, üçlü ve tüm nesne ilişkilerinin önem sırası aynı şekilde ruhumuza kodlanmaktadır. Bu kodlanmış sistemi aynen kopya ettiğimizde nesne ile ilişkiler kaotik olmaktan kurtulacak, matematiksel bir sürekliliğe ve geçerliliğe sahip olacaktır. Bebeklik dönemindeki bu kodlama kişiliğin ana temel kabullerini oluşturacaktır.

Çocuğun modellediği ebeveynin nesne ile ilişkileri sağlıklı ve normal ise çocuğun geliştireceği kişilik örüntüsü o oranda normal olacaktır. Bu temel kabuller üzerine çocuk ilişkilerinde bazı tecrübeye dayalı bilgiler ve beceriler elde edecektir. Zamansal süreç içerisindeki nesne ile ilişkilerde bu tecrübeler bireye haz duyumu oluşturduğu müddetçe kalıcılığını sürdürürken, nesne ile ilişkide sıkıntı ve acı duyulması aynı şekilde o ilişkinin bu bağlamda kodlanması sonucunu doğuracaktır. Önem derecesinin ilk basamağında; anne-babanın önem derecesinin bebeğin ruhuna kopyalanması söz konusu iken, ikinci basamağında; çocuğun gelişim evrelerinde nesne ilişkilerinde yaşadığı haz ve elemin şiddet derecesine göre yeni bir kategorizasyon yapılacaktır. Bu kategorizasyona göre de daha sonraki nesne ilişkilerinde ön yargılı olarak yaklaşılarak sonucun o yönde olacağı ihtimali önkabulünden dolayı ya bir olay peşinen negatif olarak kabul edilecek ya da acı duymamak için o nesne ile baştan hiçbir ilişkiye girmeyerek ondan kaçınılacaktır.

Önyargılar, tutumlar ve tabular fonksiyonel olmayan davranışlardır. Temel bireysel öğretilerin üzerindeki bir katmanda yer alırlar. Birey yaşamı için, anne-babasından aldığı temel kabuller çerçevesinde, kendi tecrübeleriyle, oluşturduğu fonksiyonel olmayan kabulleri birleştirerek yeni bir alan seçer. Bu alan içerisinde yaşamını ve nesne ilişkilerini sürdürür. Bunların devamlılığı kişinin varoluşunu devam ettirir. Ancak bu varoluş bazı bireylerde mutluluk ve keyif halini alırken, bazılarında sıkıntı, bunaltı ve çaresizlik meydana getirir. Temel kabulleri ve ana şemaları sorgulama ve değiştirme imkânı olmadığından yeni olaylarla karşılaştığında otomatik düşünce kalıpları aktive olarak arka plandaki ana yapının işlerliğini devam ettirmeye çalışırlar. Bu da kişinin hayat içindeki varlığını sürdürmesine neden olur ve hiçlik ile yokluk karşısında alınması gereken en önemli önlemdir. Ancak bireyin ebeveynden aldığı temel kabulleri, tecrübesiyle elde ettiği yargıları ve bunlara bağlı yeni nesne ilişkilerinde otomatik düşünce aktivasyonu bireyi bir sonuca götürür. Bu sonuç sağlıklı bir zeminde gelişmiş ise birey mutlu ve huzurludur. Bu zincirin halkaları patolojik bir yapılandırma şeklinde oluşmuş ise birey mutsuz huzursuz ve sıkıntılıdır. Terapistin görevi patolojik bir süreç işleyerek oluşturulmuş olan bu bilişsel yapılanmanın hatalı tarafını bulup, bunları daha sağlıklı yapılarla değiştirmeye çalışmaktır. Bu durumda savaşılması gereken üç bilişsel katman vardır;

İlk katmanda temel kabuller yer alır. Biyolojik öğrenmenin ilk nöronal yolları burada meydana gelir ve bilinçdışı kişilik örgütlenmelerinin dinamik süreçleri burada bulunmaktadır. İkinci katman kişinin olaylar ve nesneler karşısında önyargılı bir şekilde iletişim sistemini oluşturan katmandır. Üçüncü katmanda ise alt katmanın geçerliğini temin edecek otomatik olumsuz düşünceler veya savunma düzenekleri yer alır. Olumsuz otomatik düşünceler göreceli olarak daha kolay düzeltilip olumluları ile değiştirilebilirken, fonksiyonel olmayan şemalar ve temel kabullerin değiştirilmesi daha zordur.

Bilişsel Davranışçı Terapi

Kişinin çeşitli durumlarda verdiği tepkilerin otomatik olmadığı, bu tepkilerin arkasında belli bir öğrenme sürecinin olduğu düşünülür. Bu öğrenme süreci, belli durumlara şartlanma, belli durumların kişi için ödül veya ceza oluşturması, modelleme gibi yollarla olur. Aynı durum, değişik kişilerde değişik tepkilere neden olur. Bu da, kişinin belli bir duruma otomatik olarak tepki vermediğini, söz konusu durumun onda belli duygu ve düşünceleri tetiklediğini, bazı inanışlarını harekete geçirdiğini gösterir. Örneğin, yolda bayılmış yatan birini gören bir kişi, önce kendisinin iyi bir insan olduğunu düşünür. İyi insanların da yardım etmesi gerektiğine inanır, üzülür ve o kişiye yardım etmeye çalışır. Aynı kişiyi gören bir başkası da, bilinmeyen şeylerin her zaman tehlikeli olduğuna inanır, bu kişiye yaklaşırsa başına kötü bir şey geleceğini düşünür, korkar ve hızla oradan uzaklaşır.

Duygusal zorluklar yaşayan kişilerin de, bazı yanlış inanışları ve şartlanmaları olduğu kabul edilir. Örneğin, kişi kendisinin son derece değersiz olduğuna inanır, değersiz kişiler hiçbir şey hak etmezler ve başkaları tarafından sevilmezler. Bu nedenle de, değersiz kişinin arkadaş bulma şansı çok zayıftır.

Bilişsel/Davranışçı Terapi, kişinin bu yanlış inanışlarını fark etmesini, bazı durumlarda da bunların nasıl oluştuğunu keşfetmesini amaçlar. Daha sonraki aşamada ise kişinin yanlış inanışlarını değiştirebilmesi ve kendisini rahatsız eden davranış kalıplarından kurtulabilmesi için kendisiyle bazı çalışmalar yapılır ve bazı somut ödevler verilir. Kişiden öğrendiği şeylerin yerine başka davranış kalıpları koyması istenir. Terapinin sonunda, kişinin kendisiyle ilgili gerçekçi inanışlar geliştirebilmesi ve kendini mutsuz eden inanış ve davranış kalıplarını tümüyle bırakabilmesi beklenir.

Bilişsel ve Davranışçı terapilerde terapist ve danışan birlikte, danışanın sorunu hakkında ortak bir fikir edinerek sorunu birlikte anlamaya, mevcut sorunun danışanın düşünce, duygu ve davranışlarını, ve gün içindeki işlevlerini nasıl etkilediğini belirlemeye çalışırlar.

Danışanın kişisel sorunlarının anlaşılmasını izleyerek terapist ve danışan bir sonraki aşamada tedavi hedefleri belirleyip bir tedavi planı oluştururlar. Terapinin amacı danışanın sorunlarını çözmekte halen kullandığı baş etme yöntemlerinden daha yararlı olabilecek çözümler üretebilmesini sağlamaktır. Bunu izleyerek, danışanın terapi seansları içinde öğrendiklerini terapi seansları arasındaki süreç içinde de uygulaması istenir.

Terapi birlikte kararlaştırılan seans sayısına göre düzenlenir. Seansların sayısı danışanın sorununun niteliğine ve şiddetine bağlı olarak değişir. Genellikle seanslar haftada bir, birer saatlik 10-15 seans olarak planlanır ancak bu süre daha kısalabilir veya uzayabilir. Tedavi tamamlandıktan sonra danışan ve terapist, sınırlı sayıda izleme seansları yapabilir. Amaç tedavide sağlanan değişimin izleme döneminde de başarı ile devamını sağlamaktır.