Başlangıç Derneği olarak 3.yılımızı tamamladık.

Gebelikten Çocukluk Çağına:

Anne-Bebek Bağlanması ve Çocuğun Ruhsal Gelişimi

Başlangıç Derneği olarak 3.yılımızı tamamladık.

Bir çocuğun gelişiminin gebelikle başladığını biliyoruz. Bu yüzden bağlanma konusunu gebelik döneminden itibaren irdeliyoruz. 

Anne bebek ilişkisi, bebeklik ve erken çocukluk döneminde yaşananların bağlanma üzerine etkileri ve hayat boyu insanlararası ilişkiler üzerine etkilerini derneğimizin kurucuları arasında yer alan Psikiyatrist Dr. Menekşe Alpay anlattı. Bağlanmanın erişkin psikopatolojisi üzerine olan etkileri de bu sunumun içindeydi.

Perinatolog Dr. Petek Uzuner sunumlarında gebelik ve yenidoğan döneminde anne-bebek  bağlanması ile bilinç, benlik ve bağlanmanın nörolojik temelleri üzerine önemli bilgiler paylaştı.

Amerika’dan gelen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Bebek Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Beril Bulucu yenidoğan davranışlarının gözlemi ile anne ve bebeklere bağlanma kuramı çerçevesinde bilimsel yaklaşımları bizlere anlattı. Çocuğun nöro-bilişsel gelişmesi üzerine hem teorik hem pratik dersler verdi. Çocuklarımızla kurum içinde bu derslerin uygulamalarını yaparak hepimizi yenidoğan gözlemi,  sevgi beslemeli oyun tedavileri konusunda eğitti.

Theraplay eğitimleri kapsamında çocuklara oyunlarla özsaygı, bağlanma ve özgüvenin gelişimleri ve sosyal hayatlarındaki önemini aşılıyoruz. Theraplay Derneği Başkanı Klinik Psikolog Aslı Candan konferansta yaptığı sunumlarda bizleri bilgilendirdi.

Montessori Eğitim Uzmanı Çiğden Kanmış Montessori eğitim sistemi ve uygulama modelleri, çocuk gelişimi üzerindeki etkileri konularında bilgiler verdi.

Derneğimizin tedavilerine katkıda bulunmak için çalıştığı kız çocuklarının yaşadıkları travmalar, özellikle erken dönem bağlanma sorunları sonucunda psikolojik problemler ortaya çıkıyor. 

Bir yıl boyunca takip ettiğimiz çocukların gelişimlerini konferansımızda değerlendirdik. Yaptığımız bu olgu tartışmalarıyla nereden nereye geldiğimizin somut kanıtlarını gözler önüne serdik.

Her çocuğun farklı olduğunu kabul ediyor ve buna uygun eğitim modellerini uyguluyoruz. 

Çocuklar geleceğimizdir. Geleceğimizin ne kadar aydınlık olmasını istiyorsak çocuklarımızı da öyle bireyler olarak yetiştirmeliyiz.

“Çocuklar, göremeyeceğimiz bir zamana gönderdiğimiz canlı mesajlardır.” 

NEIL POSTMAN

THERAPLAY

0-6 YAŞ ÇOCUKLARIMIZ İÇİN THERAPLAY

 Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Bahçelievler Şeyh Zayed Yerleşkesi’nde 0-6 yaş grubunda korunmaya alınmış çocuklarımızın ruhsal gelişimlerini desteklemek, bağlanma dinamiklerini sağlamlaştırmak, bireysel travma ve psikolojik sorunlarının üstesinden gelmelerini kolaylaştırmak için Theraplay sistemini kuruyoruz.
Theraplay 1960larda dezavantajlı çocukların desteklenmesi ve topluma kazandırılması için geliştirilen, bilimsel kanıta dayalı bir psikoterapi yöntemidir. Sağlıklı ebeveyn/bakım veren- çocuk ilişkisindeki davranışları örnek alır ve bu anlayışla çocuğun kendini değerli hissettiği, önemsendiği, temel ihtiyaçlarının karşılandığı bir bakım veren- çocuk ilişkisi tesis etmeyi hedefler.
Theraplay’de terapistin rehberliğinde bakım veren ve çocuk birbirini dinlemeyi, tanımayı, anlamayı, birbirine duyarlı olmayı ve dokunmayı oyun oynayarak deneyimler ve öğrenirler. Çiftler veya gruplar halinde uygulamalar yapılabilir.

Türkiye Theraplay Derneği Başkanı Theraplay Eğitimcisi Klinik Psikolog Aslı Candan Kodalak, Klinik Psikolog Meryem Yılmaz, Klinik Psikolog Zehra Gökdemir, Gelişim Psikoloğu Büşra Yazıcı, Gelişim Psikoloğu Ecem Uzun, Klinik Psikolog Simge Bölükbaşı ve Klinik Psikolog Seda Kurt, Yerleşkedeki psikolog, sosyal hizmet uzmanı, bakıcı anneler ve yöneticilere 07 Ocak 2020’de Theraplay’e giriş eğitimi verdi. Bundan sonra çocuklarımızın evlerinde bakımlarını üstlenen bakıcı anneler ve personel 8 hafta süreyle uygulamalı grup çalışmaları yapacaklar.

Bir yılda birlikte çok yol aldık

 Başlangıç Derneği’nin ilk tanıtım yazısını tam bir yıl önce kaleme aldım. Derneğimiz kurulalı henüz bir ay olmuştu. Dünya Emekçi Kadınlar gününün arifesindeydik; hekimler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, özel sektör ve devlet kurumları elele vermiş, hummalı bir çalışma başlatmıştık. Değiştirmek istediğimiz koruma altındaki istismar mağduru kız çocuklarımızın kaderleriydi. Neler oldu neler.

  1. OHSAD (Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASB) İstanbul İl Müdürlüğü arasında protokol oluşturuldu ve imzalandı. Bu sayede çocuklarımız yüksek kalite ve konforda sağlık hizmetlerine devlete ek yük olmadan ulaştılar.
  2. Mağdur çocuklarımızın korunduğu Çocuk Destek Merkezleri’nin (ÇODEM) etüdü sonucunda, ASB yerleşkesinde, İstanbul’da çok az bulunan, bir çocuk/ergen yataklı psikiyatri kliniği oluşturulması için çalışmalar başlatıldı.
  3. ÇODEM’nde görevli psikolog, sosyal hizmet uzmanları ve idareciler için Çocuk Psikiyatrik Hastalıkları ve Diyalektik Davranışçı Terapi konularında uluslarası katılımlı ve uygulamalı 3 çalıştay düzenlendi.
  4. Boston, A.B.D., Massachusetts General Hospital, McLean Psikiyatri ve Fransiscan Çocuk Hastaneleri ziyaret edilerek çocuk/ ergen psikiyatri servisleri ve rehabilitasyon kurumları ile ilgili bilgi toplandı.
  5. ASB yerleşkesinde bir psikiyatri kliniği ve buna bağlı bir rehabilitasyon merkezinin bulunması, ÇODEM’ndeki psikoterapi takip programlarının da bunlarla entegre olmaları için bir sistem tasarlandı.
  6. Sağlık Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü ve ASB İl Müdürlüğü ile görüşme ve toplantılar yapılarak ortak psikiyatri kliniği projesi başlatıldı.
  7. Anne-Fetus, Anne-Baba-Bebek bağlanması konularında halka açık bir seminer verildi.
  8. Koruma altına alınan 0-2 yaşındaki bebeklerin psikolojik olarak sağlıklı gelişmeleri ve bağlanmaları için ASB çalışanlarına uygulamalı çalıştay düzenlendi.
  9. Çocuk sağlığı ve hastalıkları, çocuk ve ergen psikiyatri uzmanları tarafından 0-2 yaş bebek bakım kılavuzları oluşturuldu.

Bu yolculukta üç kadın, Berna Hocaoğlu, Menekşe Alpay, Petek Arıoğlu hiç yoldan ayrılmadık. Yola baş koyan iki kadın daha katıldı aramıza, Esra Çağlar ve Beril Bulucu.

Birçok kurum ve kişi bize yolda destek oldu. Hepsine müteşekkiriz. Çocuklarımız ve gençlerimiz için kim bir tuğla koyarsa gönülden minnet duyuyoruz.

Bizi onurlandıran davetler arka arkaya gelmeye başladı. Hisar Eğitim Vakfı Okullarının düzenlediği TEDx toplantısında derneğimizi tanıttık. Çocuk Dostları Kongresi’nde Anne-Fetus, Anne-Bebek bağlanması konularında konuşmacı olarak davet edildik. Basın sesimizi duyurmaya başladı.  Ve Arya Kadın Girişimci Platfromu’nun 2017 Fatoş Büyükkuşoğlu Güçlü Kadın Ödülü’ne layık bulunduk. Bunlar bize elbette büyük mutluluk ve enerji veriyor.

Bizim tek hayalimiz ise bir gün tüm çocuklarımızın travmalardan korunmuş olduğu, ÇODEM’nin sadece eğitmek, geliştirmek, refahı ve paylaşımı arttırmak için devletin desteklediği yuvalara dönüştüğü bir Türkiye ve Dünya’ya doğru katkımızın olmasıdır.

Yapılan her işin arkasında yapılamayan, denenip işe yaramayan, yapıldıktan sonra bozulan bir sürü emek var. Onlar başarısızlık değil. Öğrenme sürecimiz. Bir yaşındaki bebeğimiz, Başlangıçımız, henüz ayağa kalktı. Öğreneceği çok şey var. Biz elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Çünkü hayalimizi çok seviyoruz. Bizi izlemeye devam edin ve sağlıcakla kalın.

Petek Feriha Arıoğlu 07.03.2018

Yeme Bozuklukları

 

 Yeme Bozuklukları anoreksiya nervoza , bulimiya nervoza ve son yıllarda tanımlanan tıkınırcasına yeme bozukluğunun icinde bulundugu kronik psikiyatrik hastalıkların gurubudur. Depresyon, kaygi bozukluklari, alkol ve uyusturucu kullanilmasi, obsesif kompulsif bozukluk ile beraber gorulurler. Ileri anorexi vakalarinda psikoz da gelisebilir. Kisilerde asiri kendine guvensizlik, vucudunu asiri kilolu bulma begenmeme, cinsel yonden buyumede sorunlar cok siklikla gorulur. Baslama yasi 12-14 yas arasi densede baslama yasi 9 a kadar dusmus bulunmaktadir. Amerika genelinde ki istatistikler kiz cocuklari ve kadinlarda anoreksiyi %1, bulimiyi %1.5 ve tikanircasina yeme bozuklugunu  %3.5, erkeklerde %0.3, %0.5 ve %2 olarak vermektedir. Turkiye de tam istatistikler bulunmasa da buyuk sehirlerde medyanin etkisi, incecik olmaya ozenti, guzellikte perfeksiyonist takintilar sebebiyle bu hastaliklar hizli bir sekilde artmaktadir. Pek cok gencimiz yurtdisina tedaviye gitmektedir.

Yeme bozukluklari tedavi edilmediginde psikiyatride %20 ‘ye varan en yuksek olum olanlari bu hastaliklar gurubunda  gorulmektedir. Hastalar genellikle vucut sekilleri, kilolari ve yemek ile ilgili takintili dusuncelerle basa cikamaz hale gelirler. Anorekside zayıf bir bedene sahip olma arzusu, kilo almaktan aşırı korku, ve beden imgesinde bozukluk nedeniyle yemek yeme asiri kisitlanir (ve/veya asiri egzersiz)  ve ileri kilo kaybi gelisir ve hasta adetten kesilir. Bulimide ise hastalar genelde diyet uygular, kontrolu kaybederek tıkınırcasına yemek yer ve ardından bu yediklerini kusarak çıkarırlar. Hastalar aldıkları besinlerin kilo yapıcı etkisini azaltmak için laksatif (ishal yapıcı) , diüretik (su atıcı) gibi ilaçlara da baş vurabilirler. Bu hastalikta farklı olarak hasta hafif kilolu ya da normal beden ağırlığındadır. Bu hastaliklar her sosyokulturel ve ekonomik katmandan hasta icersede genelde ust ekonomik katmandan kisilerin hastaligi olarak bilinir. Balerinler , danscilar, sporcular, mankenler cok siklikla bu hastaliklara maruz kalmaktadir.

Hastanin yeme duzeni, hayat duzeni, insan iliskileri, cinsel hayati ve okul ve is basarisi bu hastaliklardan ileri derece zarar gorur. Kendine guven cok duser. Bunun yani sira kan ve eloktrolit degerlerinde dususler, uyku bozukluklari, kardiyovaskuler sistemde bozukluklar (ani olumler genelde bu yuzden olur), karaciger yaglanmasi, dis curumeleri, kuru cilt, tuylenme, osteoporoz yemek borusu yirtilmasi gibi agir bulgular ortaya cikar.

Anorexi hastalari cok hizli ve asiri kilo kaybi durumunda ozellikle Body Mass Index 18’in altina dustugunde hastaneye yatmalari gerekir. Bulimik hastalarda tedaviye ragmen durudurulamayan yas kusmalarda hastaneye yatis yapmak gerekir. Bunun yani sira agir depresyon veya psikoz gelismesi durumlarinda da yatis yapilir.

Hastalarda ozellile bulimic hastalarda alkol ve uyusturucu sorunu da silikla gorulur. Olum sebebplerinden biride alkol ve uyusturucu bagimliligidir. Bu sebepten dolayi ikisinin tedavisinin beraber yapilmasi sarttir.

Bu hastaliklarin tedavisi bireysel psikofarmakoljik ve psikoterapi olarak yapilir. Eger bunlar yersiz kalirsa yogun ayaktan tedavi merkezleri bu da yetersiz kalirsa yatarak tedavi olarak yapilir. Tedavi merkezleri multidisipliner calismak zorundadir. Psikiyatristler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanlari, diyetisyenler, hemsiler, fizik tedavi uzmanlari ve ozel egitimciler bu programlarda hastalarin bireysel ozelliklerini ve ihtiyaclarina gore tedavi duzenlerler.

Çocuk istismarı

Çocuk istismarı karmaşık nedenleri ve trajik sonuçları olan , tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psikososyal kapsamlı ciddi bir sorundur. Her tür kötü muamele çocuğun sağlığına, yaşamına, gelişimine ve değerine zarar verir. Yinelenebilirliği ve genelde en yakınları tarafından yapılıyor oluşu nedeniyle tanımlanması ve tedavi edilmesi en zor olan travma şeklidir.

Çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel uyarı ve doyum için kullanılması, fuhuşa zorlanması, pornografi gibi suçlarda obje olarak kullanılması cinsel istismardır. Bir istismar olgusunun saptanması tıbbi ve psikolojik tedavi dışında yasal işlemleri de zorunlu kılar. Devletin yapabileceklerinin dışında biz birkaç gönüllünün de elini taşın altına koymadan altından kalkılamayacak kadar ağır bir sorun bu. Çünkü ‘Gökyüzü gibidir çocukluk’ der şair Edip Cansever, ‘Hiçbir yere gitmeyen’ Hangimiz çocukluğumuzda yaşadığımız kötü anıları unutabiliriz. Söz verilip alınmayan oyuncaklar, elimizden kaçan uçan balon, okulda yenmiş bir tokat, satın alamadığımız bir şekerleme…

Fark etmesek de ömrümüzü şekillendirir kötü anılar, hiç beklenmeyen bir anda; bir koku, bir ses, bir film sahnesi birden içimizde köreldiğini sandığımız bir yarayı yeniden kanatıverir.

Taciz, anne baba ölümünden bile ağır gelir mağdura, çünkü ölümde önlenemeyen bir ilahi kuvvet var gibidir ama ya örnek alması gereken büyüklerden biri, bir çoğu bilerek çocuğa kötülük yaparsa. Rol modelimize güvenemezsek dünyaya nasıl güveniriz, nasıl ayakta kalırız?

Kötülüğü anlamayacak kadar minik mağdurlara, anlayıp kahrolanlara, yardım boynumuzun borcu olmalıdır. İncinmiş, küsmüş, iğrenmiş, neye uğradığını şaşırmış, yerçekimsiz bir boşlukta sürüklenen bu insan taslaklarını dünya ile uzlaştırmalıyız. Vücutlarıyla barışmalarını, yaşamı sürdürmeye değer bulmalarını, karşılaştıkları alçaklığa rağmen üretken, sevebilen, çalışabilen, aşık olabilen sağlıklı bireylere dönüştürebilmek için elimizden geleni ardımıza koymamalıyız. Hiç kimsenin dil, din, ırk, cins, etnik kökeni nedeniyle ayrımcılık yaşamaması gerektiği gibi  bu çocuklar da ‘yok’ veya ‘kayıp’ sayılmamalı, sorumlusu değil kurbanı oldukları geçmişleri yüzünden yargılanmamalıdırlar.

Amacımız bu çocukların özel ilgi, tedavi ve sevgiye muhtaç oldukları kadar hepimizden biri gibi yaşama katılabilmeleri için toplumda farkındalık uyandırmak, mağdurların toplu tarafından dışlanmalarını önlemek;  ruhsal,  bedensel, sosyal olarak iyileşmelerine katkıda bulunmaktır.

BAŞLANGIÇ DERNEĞİ

BAŞLANGIÇ DERNEĞİ

   Başlangıç Derneğimizin kadın sağlığı ile ilgili vizyonunu yazıya dökmek, Birleşmiş Milletler’in Kadın ve Çocuk sağlığı ile ilgili hedeflerini göz önünde bulundurduğumuzda ayrı bir değer taşıyor. Duygularım ve ifademin anlamını derinleştirmek için perspektif kazandırmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Sosyal medyanın olanakları sayesinde 23 yıl sonra bir araya gelmenin heyecanı ile, hayatın pek çok alanında binlerce paylaşımda bulunmaya başlayan İstanbul Tıp Fakültesi 1993 mezunlarının, hekim ve insan olarak, ülkemizin ve insanlığın kanayan yaralarının- travmalarının- tanı ve tedavi yollarını aramaları, Başlangıç’ın başlangıcıdır. Ana ve alt grupların her birinde, dünyanın farklı köşelerinden katılımla, neredeyse 24 saat süren sohbetlerin bir kısmı, özellikle “dreamer-düş gören” alt grubumuzda, maalesef hep güncel ve büyük bir yara olan, çocuk/kız çocuk cinsel istismarı üzerine yoğunlaştı. Düşünmek ve yazmak bile pek çok insana ağır geliyor bu konuda. Biliyorduk ki bir yandan, düşünmek ve yazmak ile tedavi mümkün değil. İki güzel insan bir adım öne çıktı: Dr. Berna Hocaoğlu ve Dr. Menekşe Alpay. Halen Türkiye’de Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği’nde (OHSAD) aktif, hastane yöneticisi, bir yandan dahiliye hekimliğini sürdüren Berna ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Harvard Üniversite’si ile afiliye Massachusetts General Hospital’da psikiyatri uzmanı olan Menekşe “Mağdur kız çocukları için ne yapabiliriz?” sorusuna çözüm önerileri ortaya koymaya başladılar. Nüvenin oluştuğunu gören Petek de kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak ilk halkayı tamamladı.

Bu nüve, baş döndürücü bir hızla, çevremizde meğer yıllarca bunu bekleyen güzel insanlardan bir ekibi toplamaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu oluşumun resmi bir dernek olarak sağlamlaşmasını teşvik etti. Lokomotifimiz Berna’nın sosyal girişimleri, Menekşe’nin uluslararası bilimsel rehberliği, bu insanların engelleri aşılacak oyun basamakları gibi gören iyimserlikleri ve çalışkanlıkları ile “Uluslararası Travmadan Koruma ve Tedavi ile Yeni Başlangıç Derneği”miz kuruldu. Menekşe’nin oluşumun haberleşmesi için kurduğu sosyal medya grubumuzun adı derneğimize kısa ad oldu. Her gelişme, her kelime adeta olması gerekenin gerçekleşmesi için ilham oldu, Berna’nın dediği gibi “kozmik bir tesadüf” gibiydi.

Eskilerin deyişi ile, ismiyle müsemma, derneğimiz, toplumumuzda öncelikli olan, özel bir travma olgusu ile yola çıkmış olmakla birlikte, hedefi insanlığın tamamını kucaklamak. İnsanı fiziksel, zihinsel, sosyal ve hatta çevresi ile ele alarak, bu ilişkiler içinde mutsuzluk ve yok oluş sarmalına götüren travmatik durumları ön görmesi, bunlardan korunması, kaçınılmaz olarak karşılaştığında etkin bir şekilde baş etmesi ve yeniden başlama gücünü kazanması için (kişilerin) donatılmasıdır amacımız. Değerlerimiz ve vizyonumuz bu misyon etrafında şekillenirler, gelişirler.

Çağımızda kadın olmak fiziksel ve ruhsal travmaya maruz kalmak açısından kendine özel bir risk artışına neden oluyor. Bu risk artışının kaynağı toplumda cinsiyet ve cinsellik algısı, değerleri, ayırımcılığı ve kadın olmaya has fiziksel ve sosyal özelliklerdir. Kadının gebelik, doğum ve annelik ile ilgili fiziksel, ruhsal ve sosyal yapısı cinsiyetine özeldir, ne bir ayrıcalık, ne de bir olumsuzluktur. Her yaşta kız çocuğu ve kadının bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunması, kadın olmaya dair özelliklerini koruma ve kullanma hakkının (her insan gibi) kendisine ve erişkinliğe kadar bu değerlere saygı duyacak velisine teslim edilmesi, bu alanda gereksinim duyduğu tıbbi hizmet ve sosyal desteğe kavuşması, derneğimizin kadın sağlığı alanındaki vizyonunun ana yapısını oluşturur.

Bu vizyonun gerçekleşmesi için iki unsur önceliklerimiz olacak:

1. Kadın sağlığının korunması için temel tarama ve takip protokollerinin oluşturulması, özellikle travmaya maruz kalmış kız çocuğu ve kadınların sağlık sistemine ulaşımlarının kolaylaştırılması, hizmetin travmatik durumlarını iyileştirici nitelikte olması,

2. Çocukluktan başlayarak kadın ve erkeklerin bedenlerini tanıma ve koruma, cinsiyet, cinsellik, ilişkiler konularında, öncelikle insan haklarına saygılı, adil, toplum ve kültürleri de gözeten, eğitim ile farkındalık oluşturmaktır.

Bir yıl sonra yazımı güncellemeye niyetliyim. Bu hedefler gerçekleşme yolunda. Yolumuz ince ve uzun. Yol arkadaşlarımız muhteşem. Her gün yeni bir macera ve her an YENi bir BAŞLANGIÇ. Gazamız mübarek olsun.

Klinik Çocuk Destek Merkezi Projesi (Klinik ÇODEM)

GELİŞİMSEL TRAVMANIN SAĞALTIMINDA MULTİDİSİPLİNER

REHABİLİTASYON MODELİNİN UYGULANMASI

(MEDİKO-PSİKOSOSYAL REHABİLİTASYON(MePSoR)

Amaç: Klinik Çocuk Destek Merkezi Açılması Projesi (Klinik ÇODEM)

 

PROBLEM DURUM VE PROJENİN AMAÇLARI

                                                           

  1. Çocuklukta İstismar Yaşantıları ve Ortaya Çıkan Psikososyal Sorunlar

Çocuk istismarı, karmaşık nedenleri ve trajik sonuçları olan, tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psikososyal kapsamlı ciddi bir sorundur (Kara ve ark., 2004). Ruyan ve arkadaşlarının (2000) çalışmasında belirttiği gibi, Dünya Sağlık Örgütü 1999 yılında çocuk istismarı veya çocuğa karşı kötü muameleyi; “sorumluluk, güven ve yetenek ile ilgili genel durumunda çocuğun sağlığına, yaşamına, gelişimine ve değerine zarar verebilen, fiziksel ve/veya emosyonel kötü davranışı, ihmali, her türlü ticari çıkar için çocuğun kullanılmasını içeren davranışlar” olarak tanımlamıştır (Runyan ve ark., 2002). Çocuğa yönelik kötü muamele ya da çocuk istismarı insanlık tarihi kadar eski, bir o kadar bilinen ancak ortaya çıkarılan sayısı kadar çıkarılmayanları da olan, sosyal ve tıbbi bir sorundur. Bir istismar olgusunun saptanması, tıbbi ve psikolojik tedavi sürecinin dışında yasal işlemleri de zorunlu kılar. Çocukluk çağı travmaları içinde çocuk istismarı yinelenebilirliği, çocuğa genellikle en yakınları tarafından yapılıyor olması, bu nedenle de tanımlanması ve tedavi edilmesi en zor olan travma şeklidir (Johnson, 2000).

Çocuk istismarı ve ihmali; anne, baba ya da bakıcı gibi bir erişkin tarafından çocuğa yöneltilen, toplumsal kurallar ve profesyonel kişilerce uygunsuz ya da hasar verici olarak nitelendirilen, çocuğun gelişimini engelleyen ya da kısıtlayan eylem ve eylemsizliklerin tümüdür. Bu eylemlerin sonucu olarak; çocuğun fiziksel, ruhsal, cinsel ya da sosyal açıdan zarar görmesi, sağlık güvenliliğinin tehlikeye girmesi söz konusudur. İstismar ve ihmalin bu farklı şekilleri yalnız aileleri değil, toplumu, sosyal kuruluşları, yasal sistemleri, eğitim sistemini ve iş alanlarını da etkileyen bir halk sorunudur (Taner ve Bahar, 2004; Akduman ve ark., 2005).

Gerek yurt dışında gerekse yurt içinde yapılan çalışmalarla çocukluk çağı travmalarıyla birçok psikiyatrik rahatsızlık arasında ilişki bulunmuştur. Bunlar; depresyon (Örsel ve ark. 2011, Zoroğlu ve ark. 2001, Durmuşoğlu ve Doğru 2006, Güler ve ark. 2002, Bostancı ve ark. 2006, Evren veÖgel 2003, Yılmaz-Irmak 2008, Beitchman ve ark. 1992, Akt. Çelikel 2007; Carlson ve Rosser-Hogan, 1991; Bernet ve Stein, 1999; Gladstone ve ark., 2004), obsesif- kompulsif bozukluk (Çelikel 2007, Lonchner ve ark. 2002), halüsinasyon görme (Shevlin ve diğerleri 2007), travma sonrası stres bozukluğu (Yılmaz-Irmak 2008, Wolfe ve ark. 2001, Chu ve ark. 1999), dissosiyatif bozukluklar (Zoroğlu ve ark. 2001, Evren veÖgel 2003, Durmuşoğlu ve Doğru 2006, Yılmaz-Irmak 2008, Chu ve ark. 1999), cinsel işlev bozukluğu (Beitchman ve ark. 1992), anksiyete (Evren ve Ögel 2003, Örsel ve ark. 2011, Yılmaz-Irmak 2008, Beitchman ve ark. 1992), çoklu kişilik bozukluğu (Beitchman ve ark. 1992), alkol ve madde bağımlılığı (Karagöz 2010, Evren ve Ögel 2003, Örsel ve ark. 2011, Chasan 2010, Zoroğlu ve ark. 2001, Durmuşoğlu ve Doğru, 2006, Güler ve ark. 2002), kişilik bozuklukları (Zoroğlu ve ark. 2001, Durmuşoğlu ve Doğru, 2006, Yılmaz-Irmak 2008), panik bozukluk (Bakım ve ark. 2011), davranış bozukluğu (Güler ve ark. 2002, Yılmaz-Irmak 2008), öğrenme güçlükleri (Güler ve ark. 2002).

Sonuç olarak ihmal ve istismar yaşayan çocuklarda hukuksal, sosyal, fiziksel, psikolojik ve/veya psikiyatrik sorunlar ve yıkıcı davranışlar görülmektedir.

  1. Mevcut Durum

5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda “çocuk”, “daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 28. maddesinde yer alan “çocuk; hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder” hükmüyle çocuk hak ehliyeti kavramına temel bir boyut kazandırılmıştır. Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu da çocuklara özel düzenlemeleri içermektedir. Çocuklar, Ceza Kanununca sağlanan korunma hakkına sahiptir.

Çocuk Koruma Kanunu; özel korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasını, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasını, toplumun adalet ve güvenlik ihtiyacının karşılanmasını hedefleyen çocuk adalet sisteminin esas ve usullerini düzenlemektedir. Kanunda suça sürüklenmiş çocuklara yönelik soruşturma, kovuşturma, yargılanması süreçleri ile çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik, danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık, sosyal yardım ve barınma konularında koruyucu ve destekleyici tedbirler gibi hususlar düzenlenmektedir. Bu kapsamda koruma ve bakım altına alınan çocuklardan ihtiyaç duydukları koruyucu ve destekleyici tedbir kararları alınmaktadır.

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadın, çocuk ve diğer aile bireylerine ilişkin önemli koruyucu tedbirler düzenlenmiştir.

  1. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Bakanlığı’nın Görev ve Rolü

Kapatılan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Genel Müdürlüğü yerine 08.06.2011 tarihinde yayınlanan kanun hükmünde kararname ile “Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı’nın kurulması kararlaştırılmıştır.            Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çocuklara yönelik belirtilen görevleri yürütmekle yükümlü olmak üzere Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Ülkemizde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın sorumluluk ve görevi olan çocuklara ilişkin tüm hizmetlerin yürütülmesi ve koordinasyonundan Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü sorumludur. Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün taşra teşkilatında çocuklara yönelik hizmet verecek çeşitli merkezler bulunmaktadır.

Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yürütülen koruma ve bakım hizmetleri, çocuğun öncelikle ailesi yanında desteklenmesini esas almaktadır. Tüm önleyici hizmetlere rağmen aile çevresinden yoksun kalan, korunmaya ve bakıma ihtiyacı olan çocuklar için aile ortamına yakın bakım ve hizmet modelleri oluşturulmuştur. Hakkında bakım tedbiri alınan çocuk öncelikle ailesi yanında destek hizmeti kapsamında değerlendirilmekte bunun mümkün olmaması durumunda evlat edinme, ya da koruyucu aile modellerinden yararlandırılmaktadır. Çocuk yuvaları, yurtlar, sevgi evleri ve çocuk destek merkezleri ihtiyaca göre şekillendirilmiş ve Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak çalışan kuruluşlardır. Bu kuruluşlar tüm yurtta teşkilatlanmıştır.

2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu korunmaya muhtaç çocukların bakımını ve korunmasına ilişkin esasları düzenlemektedir. Kanununda korunmaya muhtaç çocuk tanımı yapılarak bu çocuklara yönelik hizmet modelleri düzenlenmektedir.

2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun yanında 2005 yılında çıkarılan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, çocuğun bakım ve koruma ihtiyacının yanında iyileştirme ve destekleme işlevi de getirilmiştir.

Yasal mevzuat doğrultusunda; “Çocuk İhmal ve İstismarının Önlenmesi” için gerekli olan koruyucu ve önleyici çalışmaların planlanması, organize edilmesi ve uygulanması; özellikle cinsel, fiziksel veya ağır ihmal sonucu travmaya maruz kalan çocuklar ile bu çocukların ailelerine yönelik, birinci derecede çocuğun ve ikinci derecede ailenin örselenmesini önleyecek tedbirlerin alınmasının sağlanması; çocuktaki ve ailedeki olası travma ve örselenmeyi tedavi ve rehabilite etmek amaçlı çalışmaların yürütülebileceği, yataklı ve ayakta rehabilitasyon hizmeti verebilecek, çocuk, aile ve topluma yönelik çalışmaların uygulamaya konacağı tam donanımlı ve gerektiğinde uzun süreli rehabilitasyon çalışmalarının yapılabileceği “Çocuk Destek Merkezi’nin kurulmasını bir zorunluluk olarak ortaya çıkarmıştır.

Çocuk Destek Merkezleri(ÇODEM),  29.05.2015 tarih ve 29310 sayılı Resmi gazetede yürürlüğe giren ve Ulusal mevzuat gereğince hazırlanan Çocuk Destek Merkezleri Yönetmeliği’ne göre yürütülmektedir.  “Bu Yönetmeliğin amacı suça sürüklenmesi, suç mağduru olması veya sokakta sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalması sebebiyle haklarında bakım tedbiri veya korunma kararı verilen çocuklardan psikososyal desteğe ihtiyaç duyduğu tespit edilenlere, Bakanlığa bağlı olarak geçici süre ile hizmet veren Çocuk Destek Merkezlerinin çalışma usul ve esasları ile hizmet standartlarını belirlemektir.”

Mahkemeler tarafından bakım tedbir kararı verilen korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların bakım ve rehabilitasyonu görevi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na verilmiştir. Bakanlık bu doğrultuda; tedbir kararı verilmiş, suça sürüklenmiş, suç mağduru ve sokakta sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalmış çocuklar için Çocuk Destek Merkezlerini açmıştır. Çocukların ihtiyaçları ve durumlarına göre ihtisaslaşması öngörülen bu merkezler 11-18 yaş kız ve erkek çocuklar için hizmet sunmaktadır.

  1. İstanbul’da Çocuk Destek Merkezleri

İstanbul’da istismara uğramış çocukların korunma ve bakım ihtiyaçları ile psikososyal destek ihtiyaçlarının karşılandığı ve Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne bağlı hizmet veren Çocuk Destek Merkezleri sayısı 12’dir. Suçun mağduru, suça sürüklenmiş veya sokakta sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalmış çocukların bakım ve sosyal rehabilitasyonlarının yapıldığı bu merkezler yaş grubu(0-11 ve 12-18) ve cinsiyet ölçütlerine göre birbirinden ayrılmaktadır.

İstanbul’da 11-18 yaş kız çocuklarına biri İlk Müdahale ve Değerlendirme Birimi olmak üzere toplam 7 merkez bulunmaktadır. Bu merkezler suçun mağduru ve/veya suça sürüklenmiş, madde kullanıcısı/bağımlısı olmak üzere çeşitli ölçütlere göre ihtisaslaştırılmıştır. Örneğin, madde kullanımı, cinsel istismar mağduru olmak, suça sürüklenme, gebelik gibi.

 

  1. Çocukların Kuruma Geliş ve İhbar Mekanizması

Hak ihlallerinde mağdur kişilerin başvurabileceği bir bildirim mekanizması olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde “Alo 183 Aile, Kadın, Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı” hizmet vermektedir. Şiddete maruz kalan, risk altında bulunan bireylerin yardım almalarını kolaylaştırmak için kurulmuş olan bu yardım hattı ile ücretsiz ve 7 gün 24 saat danışmanlık hizmeti verilmektedir.

İhbar yoluyla veya kendisi kolluk güçlerine başvuran çocuklar, Çocuk Koruma ve ilk Müdahale ve Değerlendirme Birimine kabul edilmektedir. Burada istismar, psikososyal ve aile işlevleri durumu değerlendirilen çocuk, suça sürüklenmiş olma, madde bağımlığı, gebelik veya diğer sorun alanlarına göre ihtisaslaşmış olan Çocuk Destek Merkezine yerleştirilir. Durumu değerlendirildikten sonra ailesi veya iletişim kurulması gereken yakınları iletişim kurulur. Adli süreçleri kurumca takip edilir. Çocuğun aileye döndürülmesi, diğer kurumlardan gerekli hizmetleri alması ve kendi sosyal rehabilitasyonunun sağlanması için program dahilinde çalışma yürütülür. Çocukla ilgili hazırlanan program başarıya ulaştığında ise, Yasayla alınan çocuklar yasayla ailesine döndürülerek aile yanında takip edilmeye çalışılır.

Çocuk Koruma İlk Müdahale ve Değerlendirme Birimine kabul edilen çocuklar 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında çocuk tesliminde itibaren çocukların 5 gün içerisinde değerlendirmesi yapılır. Beş günlük süre içerisinde aileye teslim edilmesi uygun görülen çocuklar mülki amirin onayıyla ailelerine teslim edilir. Hakkında inceleme sürecinin devam etmesine karar verilen çocuklarla ilgili Çocuk Mahkemelerinden 5395 sayılı yas kapsamında acil koruma kararı talep edilir. Mahkeme tarafından bu talep üç gün içerisinde değerlendirmeye alınır ve karar verilir. İlk Kabul ve Müdahale Biriminde çocuk en fazla 8 gün kalmaktadır. Bu sürenin sonunda çocuğun kuruluşa kabul nedenleri ve sorun alanlarına göre ihtisaslaşan kuruluşlara çocuğun  tertibi yapılmaktadır. Bu işlemin ardından ilgili kuruluşa nakledilen çocukla ilgili sosyal psikolojik hukuki ve ailevi tüm iş ve işlemler bu kuruluş tarafından yapılmaktadır.

  1. Problemin Tanımı: Neden Klinik ÇODEM?

Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 16.maddesinin (5).fıkrasında “sağlık kurulunca düzenlenen rapora göre toplum açısından tehlikeli olan suça sürüklenen veya korunma ihtiyacı olan akıl hastası çocuklar hakkında sağlık tedbiri, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında korunma ve tedavi altına alınma suretiyle yerine getirilir”, (9).fıkrasında ise “ Tıbbi kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, çocuğun ana, baba, vasisi, bakım ve gözetimini üstlenen kimseler ya da hakkında bakım veya barınma tedbiri verilmiş ise bu tedbiri yerine getirmekle yükümlü kurum ya da kuruluşlarca bu çocukların teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşlarına gönderilmeleri ile sağlanır” denmektedir.  

Yönetmelik 2006 yılında yürürlüğe girmesine rağmen sağlık tedbirini uygulamakla yükümlü olan Sağlık Bakanlığı henüz yüksek güvenlikli sağlık kuruluşlarını hizmete sunmamıştır. Dolayısı ile bu durum psikiyatrik tedaviye ihtiyacı olan suça sürüklenmiş, suç mağduru ve sokakta sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalmış çocukların tedavi ve rehabilitasyonları yalnızca merkezlerimizde sunulan hizmetlerle sınırlı kalınmasına ve çocukların doğru ve etkili tedavi alamamalarına neden olmaktadır. Tedavi zincirindeki bu kopukluklar ve istismar ve ihmal edilmiş ya da suça sürüklenmiş ve madde bağımlısı çocuklar için Klinik ÇODEM gibi çocuğun ruh sağlığının medikal, psikolojik ve sosyal yönden desteklendiği ve çocuğa psikiyatrik tedavi ve uzun süreli rehabilitasyon hizmetlerinin verildiği modellerin kurulmasını zorunlu hale getirmiştir.

Klinik ÇODEM modelini zorunluluk haline getiren nedenler:

  • İhmal ve istismar nedeniyle çeşitli psikiyatrik sorunlar geliştiren, suça sürüklenen veya madde bağımlılığı sorunları olan çocukların kabul edildiği ÇODEM’lerde psikiyatristlerin görev yapmadığının bilinmesine rağmen kuruluşlarımızın birer psikiyatri kliniği gibi işlev görmesi beklenmektedir. Türkiye’de çocuk psikiyatristi sayısının, yatılı tedavi olanaklarının yetersizliği nedeniyle söz konusu çocuklar tedavi süreçlerinden yeterince faydalanamamakta, ve sağaltım mümkün olamamaktadır. Ancak ÇODEM’ler tedavi merkezi değildir.
  • Çocuk Destek Merkezleri “Açık Kapı” sistemiyle hizmet vermektedir. Koruma ve bakım altında olup çeşitli davranış sorunları olan, kurum bakımını reddeden, suça sürüklenerek kanunla ihtilafa düşen, antisosyal davranış özellikleri edinen ve madde kullanımına bağlı çeşitli davranış sorunları geliştiren çocuklar, rehabilitasyon programını reddederek sıklıkla kuruluşlarımızı izinsiz terk etmektedirler. Bu durum rehabilitasyon sürecinin ve adli işlemlerin aksamasına neden olmaktadır. Söz konusu çocukların davranış rehabilitasyonunu yapacak yüksek güvenlikli herhangi bir kuruluş bulunmamaktadır.
  • Çocuk Destek Merkezlerinde kalan çocuklarımızın ailelerinde de suç öyküsü bulunduğu, parçalanmış ve sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyi düşük aile profiline sahip oldukları bilinmektedir. Bu nedenlerle söz konusu çocukların aileye döndürülmelerinde güçlükler yaşanmaktadır. Çocukların ailelerine yönelik de etkili psikoterapötik çalışmalar yapılması gerekmektedir.
  • ÇODEM’lerde görevli hem meslek elemanı hem de yardımcı personel bu durumdaki çocuğa profesyonel müdahalenin nasıl yapılacağı konusunda bilgi ve tecrübe sahibi değildir. Öfke nöbetinin azaltılması amacıyla acil müdahale için götürülen acil psikiyatri ya da hastanede ise ayaktan tedavi ile çocuk sakinleştirici ilaç verilerek tekrar kurum bakımına döndürülmektedir Bu konuda alınan önlemler, idari ve hukuki yaptırımlar yetersiz kalmakta, çocuğun davranışında değişiklik yaratmamaktadır. Bu durum çocuğun örselenmesine, personelin motivasyonunu azaltarak tükenmelerine neden olmakta, çalışma disiplinini bozmakta ve belirtilen kuruluşların işlevsiz hale gelmesine neden olmaktadır.
  • Madde bağımlılığı/kullanıcılığı olup kanun kapsamında bağlı kuruluşlarımıza gönderilen çocuklar için tıbbi tedavi ve rehabilitasyon gerekmektedir. Bu durumdaki çocuklara kuruluşlarımız sadece bakım hizmeti vermeye yetkilidir. Bu durumdaki çocuklar sağlık tedbiri ile sağlık bakanlığına ait konu hakkında uzmanlığı bulunan kurum ve personelin gözetimi altına alınmalıdır. Bu çocukların ÇODEM’lerde rehabilitasyona tabi tutulması mesleki, idari ve rehabilitasyon formasyonu açısından sakıncalıdır. Bu hizmeti yürüten personelin niteliğinin ve kapasitesinin geliştirilmesi gerekmektedir. Türkiye’de ve İstanbul’da bağımlılık tedavisini yürütecek sayıda yatak ve sağlık kuruluşu bulunmamaktadır.
  • Kurum bakımında olup psikiyatrik tedavisi ve takibi devam eden çocuklar yaş guruplarına uygun kuruluşlara gittiklerinde psikiyatrik tedavilerine başka bir hastane ve doktorla devam etmektedirler. Bu durum da çocuğun tedavisinin bütünlüğünü ve etkililiğini bozmaktadır. Çocukların tek elden tedavisinin yürütülmesi etkili bir psikiyatrik tedavi için zorunluluktur.

Sonuç olarak Çocuk Destek Merkezlerinde verilen rehabilitasyon programlarının nitelik açısından iyileştirilmesi, uluslararası standartlarda ve multidisipliner bir yaklaşım içinde daha etkin bir psikososyal rehabilitasyon programının oluşturulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

2005 yılından bu yana yürürlükte olan Çocuk Koruma Kanunun Sağlık bakanlığına yüklediği yüksek güvenlikli sağlık kuruluşlar hizmete açılmamıştır.  Uzun süreli ve yatılı psikiyatrik tedavi görmesi gereken çocukların kuruluşlarımızda rehabilite edilmeleri mümkün değildir. Dünya örneklerinde gelişimsel travmatik yaşantıları olan çocukların tedavileri multidisipliner bir yaklaşımla yapılmaktadır. Bu yaklaşım çocuğun hem medikal psikiyatrik tedavi almasını hem de psikoterapi görmesini içermektedir. Türkiye’de bu iki işlevi birlikte yürütecek yüksek güvenlikli bir sağlık kuruluşu bulunmamaktadır.

Yukarıda çerçevesi belirlenen sorunlara çözüm olabilecek yaklaşımın multidisipliner ve kurumlar arası işbirliğiyle çalışacak merkezlerin açılmasına olanak tanınmasıyla mümkün olacağı düşünülmektedir. Söz konusu merkezlerin kurum bakımında olup psikiyatrik takibi devam eden çocukların poliklinik ve klinik takibini tek elden yürütmesi ve kurum bakımında olup yatılı rehabilitasyon ihtiyacı olan çocukların medikal ve psikososyal destek hizmetini birlikte yürütmesi gerekmektedir.

Bu önemli sorunun çözümü için Derneğimiz MepSor Projesinin hayata geçirilerek Klinik ÇODEM açılması için hem Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hem de Cerrahpaşa Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Ana Dalı ve İstanbul Üniversitesi rektörlüğü ile işbirliği çalışmaları yürütmektedir. Klinik ÇODEM’in yapısı ve işleyişinin dünya örneklerinde görüldüğü gibi olması için çalışmalar devam etmektedir. Yapılan çalışmalar sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’nde Residential Model(yatılı rehabilitasyon) olarak belirtilen modelin bazı yeni düzenlemeler ve uyarlamalarla  Ülkemizde de uygulanabileceği belirlenmiştir.

Bu modelin yerinde görülmesi ve Harvard Üniversitesi’nce  8-10 Haziran 2017 tarihlerinde “Diyalektik Davranışçı Terapi Becerilerini Geliştirme” konulu konferansa katılmak ve 12-14 Haziran 2017 tarihlerinde Harvard Üniversitesi bünyesinde madde bağımlısı, istismar mağduru ve suça sürüklenen çocuklara yönelik Psikiyatrik klinik çalışmaların yerinde görülmesinin sağlanarak başarılı deneyimlerin ülkemizde uygulanması ve çalışmaların ileriye taşınması amacıyla Boston şehrindeki benzer amaçlarla açılan kuruluşlar ziyaret edilmiştir. Bu kapsamda yapılan eğitim çalışmaları ve diğer planlamalar sitemizde aktarılmıştır.

Hazırlayan:    Özlem ŞAHİN(Psikolog)

Görevi:           Aile ve Sosyal Politikalar İstanbul İl Müdürlüğü

                        Çocuk Hizmetleri Şubesi

Eğitim             : İstanbul Arel Üniversitesi Klinik Psikoloji Doktora

Tel                   : 0(505) 822 93 68

Mail                :[email protected]

 

DBT TERAPİ YÖNTEMİ

Bilindiği gibi istismar ve ihmale maruz kalmış çocuklarımızda pek çok travma sonrası kaygı bozuklukları, davranış bozuklukları, depresyon, psikoz durumları, intihara kadar varan kendine zarar verme davranışları sık görülmektedir.

Diyalektik Davranış Terapisi (DBT) kanıta dayalı uygulaması çok geniş olan bir tedavi yöntemidir: Bilişsel terapi, farkındalık ve duygulanım düzenleme üzerine kurulmuştur. DBT aslında bir ayaktan tedavi terapisi olarak geliştirilmiş fakat zamanla etkinliği görüldükçe devlet okulları, toplum temelli grup evleri, hastane ve sosyal yardım tedavi alanlarında da sıkça uygulanmaya başlanmıştır. DBT kronik duygulanım bozuklukları, kaygı bozuklukları, yeme bozuklukları, madde bağımlılığı, kişiler arası ilişki sorunları, öfke patlamaları, travma sonrası kaygı bozuklukları ve tekrarlayan kendini yaralama ve/veya intihar girişimlerin de etkisi kanıtlanmış bir tedavi şeklidir.DBT oldukça bireyselleştirilmiş tedavi planlarına da destekleyici ve işbirlikçi bir tedavidir. Bizim projeiçindeki görevimiz birey hangi zihin, yetenek ve işlevsellik düzeyinde olursa olsun o bireye yönelik diyalektik davranışçı tedavi oluşturmak, çocuğun bakımından sorumlu doktor, psikolog ve kurum çalışanları yardımıyla bireyde belirli iyileşme hedefine ulaşmaktır.

Tedavi iki yaklaşımla uygulanır: DBT beceri grupları ve bireysel terapi. Bu çalışma kapsamında çocukların tedavisi ile sorumlu olacak tüm terapistlerin, Harvard Tıp Fakültesi Massachusetts General Hastanesi Psikiyatri Bölümü öğretim üyelerinden eğitim alıp DBT tedavisi konusunda yetkin hale gelmesi sağlanacaktır. Bunun yanı sıra ev içi düzeni ve tedavi gruplarını oluşturacağız. Bütün ev içi çalışanlarına kriz anı DBT becerilerini öğreteceğiz. Ev içi düzen ve tedavi guruplarının kurulması da yine derneğimiz görevlileri ve Harvard Tıp Fakültesi Öğretim üyeleri işbirliği ile yürütülecek, tedavilerin devamı ve takibi boyunca tüm ev çalışanlarına ve kurum psikologlarına sorumlu dernek psikiyatristleri ve psikologları tarafından destek sağlanacaktır.

Biz Bütün bu calışmaların bir ekip çalışması gerektirdiğinin farkındayız. Kurum çalışanları ve dernek ekibi arasında sürekli iyi bir iletişim ve işbirliği olmasını sağlayacağız. Uzun dönemde çalışanlarda oluşabilecek şefkat yorgunluğu, tükenmişlik ve vekaleten travmatizasyon sorunlarında da destek almayı ve vermeyi planlıyoruz.

DBT aynı zamanda aile çalışmalarında da kullanılan bir model olduğu için çocukların eve geçişlerinde ailelere de bu sistemi öğreterek, eve dönebilen çocuklar icin uzun vadede daha iyi bir ortam hazırlayabiliriz.Aile içinde sınır çizilmesi, bireylerin duygusal hassasiyetleri ve onlara nasıl yanıt verileceğini aileler ile calışmak, aile içinde duygulanım düzenlenmesine yardımcı olmak, uzun dönemde davranış sorunlarının tırmanmasına engel olacaktır ve çocuklara daha sağlıklı bir ortam yaratılmasını sağlayacaktır.

Hoş geldin bebek projesi

Çocuklar için buradayız. Onlar bizim yardım etmemizin şart olduğu çocuklar. Aksi takdirde acı çekmeye devam edecek çocuklar…

Başlangıç Derneği, 2017 yılında kurulmuş bir sivil toplum örgütü olup, İstanbul’daki Aile Bakalığı çocuk evlerinde bakılan yüzlerce çocuğa bazen direk olarak, çoğu zamanda Bakanlık çalışanlarına verdiği destekle ulaşmıştır. Bu çocuklar, aileleri tarafından bakılamayan, ağır ruhsal bozuklukları olup da yaşların uygun yeteri sayıda psikiyatri servisi olmadığından evlerinde bakılamayan, madde bağımlısı çocuklar, mülteci çocuklar, ergen anneler ve onların bebekleri, şiddetle istismara uğramış ya da ihmal edilmiş çocuklar ya da koruyacak kimsesi olmayan çocuklar. Bazıları yakında 18 yaşına girecek. Bazıları ise sadece birkaç günlük.

Aile Bakalığı altındaki Çocuk Destek Merkezleri çalışanlarının her biri, inanılmayacak özverilerle, canla başla çalışıyorlar. İşleri çok zor. Sürekli toplum tarafından eleştiriye, bazen de istismara maruz kalıyorlar. Çocukların içinde bulundukları çaresizlik ve ümitsizliğe toplum çok duyarlı. Fakat ne yazık ki toplumun cevabı çoğunlukla pek olgunca değil. Bu çocukların çektiği zorlukları görmenin insanda yarattığı acıya, toplum bireyleri ya yadsıyıp görmemezlikten gelerek tepki veriyor ya da öfkelenip çocuklara sahip çıkan personeli suçluyor. Çalışanlar yorulmuş ama çoğu ümitlerini hiç yitirmiyorlar. Yaptığımız her çalışmaya katılıp pür dikkat dinliyorlar, yaptıkları işi anlamlandırmak için daima çaba sarf ediyorlar.

3 cesur kadın Menekşe Alpay, Berna Hocaoğlu ve Petek Feriha Uzuner Arıoğlu, bu çocuklara yardım ellerini uzatmak için yola çıktılar ve 2016 yılının sonunda Başlangıç Derneğini kurdular. Senelerce hastane yöneticiliği yapmış, başarılı bir infeksiyon hastalıkları uzmanı ve insan hakları savunucusu olan Başlangıç Derneği Başkanı Dr Berna Hocaoglu, “İçlerinden bir tanesine bile dokunma şansınız olsa, bu çocukları gördükten sonra siz de aynı şeyi yaparsınız “diyor. Harvard Tıp Okulu’ndan erişkin psikiyatristi Dr Menekşe Alpay, akıl hocam, arkadaşım, şimdiye kadar tanıdığım en iyi psikiyatr, bilge, tutku dolu bir doktor arkadaşlarına uzandı ve bu yolculuğa okyanusun diğer tarafından katıldı. Kadın Doğum Uzmanı Dr Petek Feriha Arıoğlu’nun bir ayağı İstanbul’da diğeri Londra’da. Vizyoner, nazik ve ikna kabiliyeti çok yüksek, çok başarılı bir perinatoloji uzmanı Başlangıç Derneği’nin sözcücü. ​​Derneğin korunmasız gruplarda travmayı önleme ve travmatize olanların bilimsel verilere dayanan tedavilere ulaşmasını sağlanması ilkesiyle yola çıkılan mesajını yayma konusunda eşsiz bir tecrübeye sahip. Mart 2017’de Londra’da travmatize çocuklarla çalışmış, çocuk ve ergen psikiyatristi ve psikoterapist olarak beni aralarına çağırdılar. Benim mesleğimdeki en anlamlı yolculuklarımdan birisi de böyle başladı.

İnsanları aşırı acı ve sıkıntı içinde gördüm. Çok kapsamlı eğitimim sırasında ne gördüğüm ya da ne hissettiğimi bir kenara koyup sakin kalmayı öğrendim.  Fakat çocukların, özellikle de bebeklerin yalnızlığı ve umutsuzluğu eziciydi. Menekse beynimiz, bütün projeyi koordine ediyor, çok çalışıyor ve nasıl ilerleyeceğimiz konusunda bize öncü oluyor. Berna ve Petek ise tüm bu hayallerimizi alıp gerçeğe döndürüyor.

Nisan ve Ağustos aylarında Michelle Jacobo, Melissa Jacobo, Hülya Bingöl Çağlayan ve ben bu grup için en uygun tedavi şekli olan Diyalektik Davranışçı Terapi ve çocuk ve ergen ruh sağlığı hastalıkları konusunda eğittik. Diyalektik Davranışçı terapi zihin ve bedeni bir araya getirir. Bireylerin, stresli anlarında duygularını tolere etmelerine ve düzenlemelerine yardımcı olur ve kendiriyle ve dünyayla en etkili ve daha az yıkıcı bir şekilde başa çıkma becerilerini öğretmeyi amaçlar. Eğitimler sadece bir başlangıçtı, ancak büyük bir başarıydı.

17 Aralık 2017’de ilk halka açık bilimsel toplantımızı gerçekleştirdik. Amacımız, direnci arttırmanın, zihin ve bedenimizi desteklemenin, travmanın etkilerini önlemenin ve tedavi etmenin önemi konusunda farkındalık yaratmaktır. İlk toplantımızda çocuğun psikolojik doğumuna odaklandık. Fetal dönemden başlayarak çocuğun ebeveynleri tarafında dayanıklı, özgüvenli ve yaratıcı olarak yetiştirilebilmeleri için bebeklik döneminde önem taşıyan unsurları ele aldık. Boston’dan pediatrist ve bebek ruh sağlığı uzmanı Dr Beril Bayrak Bulucu, Dr Petek Feriha Arıoğlu, doğum psikoloğu Nese Karabekir’le beraber harika bir işbirliği yaptık. Bilimsel verileri daha geniş kitlelere yaymak için bu tip programları yapmaya devam edeceğiz.

18-20 Aralık 2017’de Aile Bakanlığı Çocuk Destek Merkezi’nde, Dr Beril Bayrak ve Dr Petek Arıoğlu ile beraber çok önemli ve etkisi de beklediğimizden çok daha yüksek olacak bir çalışma gerçekleştirdik. Ergen anneleri ve bebeklerini desteklemek ve 0-2 yaş grubunun psikososyal gelişimini desteklemek için bu evlerde tüm meslek gruplarından çalışsanlarla bir Çalıştay düzenledik. Oradayken tekrar evleri ziyaret ettik ve çocuklarla çalıştık.

İlk günün sabahı, Dr Beril Bayrak ergen anneler ve bebekleri ile çok etkileyici, yararlı bir çalışma gerçekleştirdi. Amaç annelere bebeklerini tanıtmak, gelişim seviyelerini göstermek ve olumlu söylemlerle, güçlü taraflarının gösterilmesiyle anne-bebek bağını teşvik etmek. Kendisi çok nazik ve sevecen. Anneler onunla kendilerini güvende hissediyorlar. Bu güzel çalışmayı görmek bana çok büyük bir ümit verdi. Kızların izniyle eğitim vereceğimiz gruba göstermek için bu çalışmayı kaydettik.

Öğleden sonra Dr Petek Arıoğlu, ergenlerde hamilelikte fiziksel sağlıklarının nasıl desteklenebilecekleri hakkında konuştu. Bu sunum uzun ve verimli bir tartışmayla devam etti.

Günü bitirmeden, ergen hamileler ve annelerle orada olduğumuz sürece grup çalışması yapmaya karar verdik. Onların bir topluluk olarak sağlıklı iletişim kurmalarına teşvik etmek ve güvenliği arttırmak için günlük. İngiltere’de eşi benzer tüm evlerde yapıldığı gibi günlük sabah toplantıları yapmanın önemli olduğuna ikna ettik. Kızlar kendilerini çok güzel ifade ettiler ve katılımcıydılar.

Ergenler hamile kaldıklarında bebeksi duyguları ortaya çıkar. Bazıları yoksun kaldıkları ilgi ve sevgiyi bebeklerindeki ilişkide bulabileceklerini umarlar. Bunu bulamayınca tam bir hayal kırıklığı olur. Bu ergenlerde büyük bir kayıp hissi ve bilinmeyenin korkusu ortaya çıkabilir. Bu endişe bizim normalde başa çıkmamız gerekenden çok daha büyüktür.

İkinci günün sabahı Dr Beril, bebeğin gelişimi ve özellikle duygusal ve sosyal gelişim üzerine mükemmel bir sunum yaptı. Daha sonra bebek ve bakıcı arasındaki bağlanma hakkında konuşmaya devam ettik, ama bu sefer ideal değil, güvensiz bağlanma ve bu bebeklerin gelişiminde fark yaratmak için yapılabilecekler küçük, pratik ama anlamlı tekniklerdi konumuz. Yeterince ilişki kurma şansı olmayan çocuk, içine kapanabilir, öfkeli davranabilir ya da birkaç kişiye bağlanmaktansa herkesle ilgilenebilir. Fakat bağlanma, kalıcı, statik değildir. Bağlanılan kişiye göre ve zaman içinde değişebilir. Her zaman ümit var. Bakıcı anneler, meslek elemanları ve Bakanlık’taki üst düzey yöneticilerle muhteşem bir çalışma gerçekleştirdik. Zor koşullarda yaptıkları iş, çocuklara ve onların iyiliğine dair her seviyede ve rolde çalışanın bağlılığı ve bizi aralarına en misafirperver şekilde kabul edip önerilerimize açık olmaları bize bu projeler için inanılmaz bir güç verdi. Aynı gün çocukların hayatlarında bebeklik dönemlerinden başlayarak erkek figürlerin önemini vurguladık. Eğer bebeklik döneminden itibaren babalar duyarlı bir şekilde bebekleriyle oynarlarsa, bu çocukların gelecekte akademik başarısı artıyor, daha iyi sosyal ilişkiler kuruyorlar, depresyon skorları azalıyor.

Üç günün sonunda kesinlikle bir daha görüşme ve çalışmalarımıza devam etme kararıyla vedalaştık. Kendi içlerinde çalışmamızda çıkardıkları dersleri, önerileri uygulamak için hemen organize oldular. Dr Beril Bayrak ile birlikte bir sonraki aşamada çocuk gelişim kılavuzu hazırlayarak onlara destek olmaya devam edeceğiz. Onların en güncel bilimsel verilere ulaşmalarını sağlamak ve bu çocukların gelişimi için bu verileri nasıl yorumlayabilecekleri konusunda desteğe her zaman açığız.

Uz Dr Esra Çağlar

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Psikoterapist

Tavistock Kliniği, Londra